Emanet Bahçesi
Haritalara yazılmayan bir yerde,
duvarları göğe dayanan, bir bahçe vardı.
Kapısında kilit yoktu, bekçi yoktu,
izinsiz girilmediğini herkes bilirdi.[]
Çünkü içeride
kimseye ait olmayan
Canlar dururdu.
Her doğanın,
görünmez bir ip bağlanırdı bileğine,
ne parlar, ne ses çıkarırdı ama ağırdı.
Taş gibi.
“Bu senin değil,” derdi bilge olanlar,
“taşırsın ama sahiplenmezsin.”
Bahçenin en yüksek yerinde
şaşmayan bir terazi vardı:
Adalet Taşı.
Bir can eksildi mi
insanlar oraya gelirdi.
Kimi ağlar,
kimi susar,
kimi sorgulardı.
Sorular,
en çok gece büyürdü.
Bir gece;
ay bahçeye eğildiğinde
yaşlı bir adam geldi.
Omuzları çökmüş
adımları kararlıydı.
Elinde kılıç yoktu,
kan yoktu,
yalnızca bir soru vardı.
“Ben,” dedi,
“Emaneti taşıyamıyorum.”
Taş sustu.
Taşlar cevap vermezdi;
yalnızca, ağırlık yaparlardı.
Adam konuştu yine:
“Eğer bu can benim değilse,
neden acısını ben çekiyorum?
Eğer bırakmam yasaksa neden başkaları elimden alabiliyor?”
Bahçenin ucundan
üç gölge yaklaştı:
Yasa,
İnanç,
Akıl.
İnanç konuştu:
“Emanet geri verilmez.
o cana kıyan,
Günah işler, ihanet eder.”
Akıl kaşlarını çattı:
“Peki,” dedi,
“başkası kıyarsa
ihanet kimin olur?”
Yasa defterini açtı:
“Bir can alınırsa
biz de bir can alırız.
Buna denge deriz.”
Adam güldü, acı acı güldü.
“Benim almam yasak,
ama senin alman serbest.
Bu mu denge ve ya adalet”
İnanç başını eğdi:
“Hikmeten sual sorulmaz.”
Akıl toprağı eline aldı:
“İnsan yine de sorar,” dedi.
Uzun, siyah bir yol vardı,
bahçenin önünden geçiyordu,
Ortada bir siluet görüldü,
Sonra bir gürültü koptu.
“Bu kazadır,” dedi Yasa.
“Ya kasıtsa?” dedi Akıl.
İnanç sustu.
Bu sorunun duası yoktu.
Farlar geldi.
Çarpışma oldu.
Bir can daha eksildi.
Terazi titredi.
“Şimdi söyleyin,” dedi adam,
“bu kimin günahı?
Yürüyenin mi
görmeyenin mi
görüp de durmayanın mı?”
Defter karıştırıldı,
cevap çıkmadı.
Ve herkes anladı:
mesele
canın nasıl alındığı değil,
insanın
kendini ne kadar koruduğuydu.
Tedbirsiz yürüyenle
tedbirsiz hızlanan
arasında ince bir çizgi vardı.
Çoğu zaman kanla çizilen.
Adam kapıya yöneldi:
“Belki de,” dedi,
“emanet ağır olduğu için yasakladınız.
Belki de insan taşıyamıyor diye.
Ama o zaman
şunu sormak gerekir:
"Taşıyamayana,
neden yük verilir?”
Ay saklandı.
Bahçe sustu.
Sorular içeride kaldı.
Cevaplar,
hâlâ dışarıda.
Şadan Köse